Tez Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Derin öğrenme teknikleri ile nanomalzeme katkılı nematik sıvı kristal yapıların elektro-optik özelliklerinin tahminlenmesi(İzmir Bakırçay Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2023) Aksoy, Mustafa; Önsal, Gülnur; Uğurlu, OnurSıvı kristaller, dielektrik ve elektro-optik özelliklerinden dolayı bilim ve teknolojide kapsamlı bir şekilde araştırılmaktadır. Özelliklerini geliştirmek için sıvı kristaller, metaller, metal oksit bileşikler, yarı iletken kuantum noktaları, ftalosiyanin, karbon nanotüpler, polimerler ve boyalar gibi farklı nanoparçacıklar ile katkılanmaktadır. Sıvı kristaller için önemli bir parametre olan eşik voltajı (V_th) sıvı kristal moleküllerinin yönlenmesi için gerekli olan minimum voltaj değeri olarak tanımlanır. Düşük eşik voltajı görüntü teknolojisinde önemli bir avantajdır ve elektro-optik cihaz devresinin basitleşmesini sağlamaktadır. Ayrıca düşük eşik voltajı elektro-optik cihazlar için gerekli olan güç tüketimini azaltmakta ve böylece pil ömrünü de artırmaktadır. Bu tez çalışmasında, farklı konsantrasyonlarda Çinko Oksit (ZnO) içeren 5CB (4-pentyl-4′-cyanobiphenyl) nematik sıvı kristal yapıların, elektro-optik özellikleri incelenmiş, elde edilen veriler ışığında derin öğrenme ve makine öğrenmesi algoritmaları yardımı ile elektro-optik özelliklerin tahminlenmesi amaçlanmıştır. Algoritma modelinden elde edilen tahmin sonuçları, daha sonra deneysel olarak oluşturulan kompozit yapının gerçek değerleri ile karşılaştırılarak algoritmaların tahmin başarı oranları incelenmiştir. Bu amaçla ZnO nano malzeme, 5CB nematik sıvı kristale ağırlıkça %0,5, %1, %2, %3, %4, %5 ve %10 oranlarında katkılanarak yeni kompozit yapılar oluşturulmuştur. Hazırlanan numunelerin elektro-optik özellikleri elektro-optik geçirgenlik düzeneği kullanılarak ölçülmüştür. Kompozit yapıların elektro-optik özelliklerinin tahmini için derin öğrenme ve makine öğrenmesi algoritmaları kullanılmıştır. Bu kapsamda, deneyi yapılmayan bir konsantrasyon oranında ZnO katkılı sıvı kristal kompozit yapının elektro-optik özellikleri, deneysel veri seti üzerinde %91 doğruluk oranına sahip olan ekstra ağaçlar algoritması kullanılarak tahmin edilmiştir. %0,3 ZnO katkılı 5CB sıvı kristal kompozit yapının elektro-optik özellikleri, oluşturulan model ile tahmin edilmiş ve bu konsantrasyon oranında yeni kompozit malzeme deneysel olarak oluşturularak elektro-optik ölçümleri yapılmıştır. Model tarafından tahmin edilen değerlerin, gerçek ölçüm sonuçları ile uyumlu olduğu görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Nematik sıvı kristal; derin öğrenme, yapay zekâ; makine öğrenmesi, eşik voltaj.Öğe An innovative communication aid for paralyzed, non-verbal individuals: SSVEP and augmented reality integrated approach(İzmir Bakırçay Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2024) Berktaş, Mehmet Zahid; Bursa, Okanİnsan etkileşiminin temel unsurlarından bir tanesi olan konuşma yetisinin kaybedilmesi, felç veya nörodejeneratif gibi tıbbi durumlara sahip bireyler için büyük bir engeldir. Konuşma yetisinin yitirilmesi, bireylerin yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyerek, onları sosyal izolasyona, hayal kırıklığına ve bakım verenlerinin yardımına muhtaç hale getirebilir. Özellikle ağır motor yetisi kaybı yaşayan hastalar için, göz takibi gibi geleneksel iletişime yardımcı uygulamalar yeterli olamamaktadır. Bu tez çalışmasında, konuşamayan hastaların düşüncelerini ve ihtiyaçlarını, bütünleşik bir EEG cihazı içeren başa monte bir hasta destek ünitesi aracılığıyla ifade etmelerine yardımcı olacak yenilikçi bir yöntem sunulacaktır. Önerilen çözüm ile, hastaların en az fiziksel çaba ile düşünce ve ihtiyaçlarını aktarmalarına imkân tanıyan, sezgisel ve girişimsel olmayan bir yöntem ortaya konması hedeflenmiştir. Tez çalışmasında, ağır motor yetisi kısıtlamalarına sahip hastaların karşılaştığı ciddi iletişim engeli ele alınmıştır. Önerilen yöntemle geliştirilen cihaz ile bu bireylerin ihtiyaçlarını, düşüncelerini ve hislerini ifade etmeleri mümkün kılınmış, çevreleri ile iletişim kurabilmeleri için mevcut çözümlere hızlı bir alternatif sunulmuştur. Sürekli Durum Görsel Uyarılmış Potansiyelleri (SSVEP) yöntemi başa takılarak kullanılan hasta destek ünitesi kullanılarak deneklerin belirli frekanslarda yanıp sönen kutucuklara maruz bırakılmasıyla toplanan EEG sinyallerinin analiz edilmesine dayanmaktadır. Önerilen çözümün doğrulama aşamasında 11 denekten, farklı 5 frekansta toplanan 256 kanal EEG verisi içeren MAMEM EEG veriseti kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlar, paralizi olan hastalar için kullanışlı iletişim yardımcıları oluşturmak amacıyla SSVEP tabanlı EEG çözümlerin, başa takılan ekranlarla birlikte kullanılabileceğinin mümkün olduğunu göstermiştir.Öğe Normal işiten genç yetişkinlerde görsel dikkatin gürültüde konuşmayı anlama becerisi üzerine etkisi(İzmir Bakırçay Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2024) Çantak, Beyza; Alluşoğlu, SerpilGiriş ve Amaç: Gürültü ve konuşma uyaranlarının ortamda eş zamanlı bulunması, konuşmanın algılanması açısından zorlayıcı olmaktadır. Ortamda gürültüye ek dikkat dağıtıcıların bulunması, santral işitsel sistemde değişikliklere sebep olarak konuşmayı anlama becerisini etkilemektedir. Bireyler, dikkat dağıtıcı uyaranlarla karşılaştıklarında tek başına gürültü varlığında harcanandan daha fazla kognitif efor harcamakta, sonucunda kendilerini yorgun hissetmektedirler. Çalışmanın amacı, görsel dikkat dağıtıcı uyaranların, cinsiyetin gürültüde konuşmayı anlama performansına etkisini araştırmak ve gürültüde konuşmayı anlama performansı ile Konuşma, Uzaysal Algı ve İşitme Kalitesi (KUİK) Ölçeği arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Materyal ve Metod: Çalışma, 18-26 yaş aralığında, ana dili Türkçe olan, normal işitmeye sahip, tanılanmış ek bir problemi (göz, baş, boyun, psikolojik) olmayan 40 gönüllü (20 erkek, 20 kadın) ile yürütülmüştür. Katılımcılara önce görsel uyaran sunulmadan ardından uyaran sunularak gürültüde konuşmayı anlama testi olan Türkçe Hearing in Noise Test (HINT) uygulanmıştır. Her iki koşulda, sinyal gürültü oranları (SGO) kaydedilmiş ve karşılaştırılmıştır. Katılımcılara KUİK Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Katılımcılara, görsel uyaran sunulmadan ve uyaran sunularak yapılan HINT SGO sonuçları Paired Samples t-Test ile karşılaştırılmış, anlamlı farklılık göstermiştir (p<.05). Katılımcıların, görsel uyaran sunularak yapılan HINT SGO ortalama değerleri artış gösterirken; gürültüde konuşmayı anlama performansları azalma göstermiştir. Cinsiyet faktörünün görsel uyaran sunulmadan ve sunularak yapılan HINT SGO sonuçlarına etkisi, Independent Samples t-Test ile araştırılmış, anlamlı fark görülmemiştir (p>.05). KUİK Ölçeği ile görsel uyaran sunulmadan yapılan HINT SGO sonuçları arasındaki ilişki Pearson korelasyon analiziyle incelenmiş, aralarında anlamlı ilişki bulunmamıştır (p> .05). Tartışma ve Sonuç: Çalışma, normal işiten gençlerde görsel dikkat durumunun gürültüde konuşmayı anlama becerisini etkilediğini göstermektedir. Cinsiyet faktörü, HINT SGO sonuçlarını etkilememektedir. KUİK Ölçeği ile görsel uyaran sunulmadan yapılan HINT SGO sonuçları arasında ilişki saptanmamıştır. Sonuç olarak, eğitim sektörü çalışanlarının, görsel dikkatin gürültüde konuşmayı anlama üzerindeki etkileri hakkında eğitim almaları sağlanmalı, eğitim ortamlarının ve eğitim araçlarının uygun hazırlanmasını ve içeriklerin doğru sunulması konularında hizmet içi eğitimler düzenlenmelidir. Normal işiten ancak konuşmayı anlama şikayeti bulunan bireylerin potansiyel sebeplerinin ortaya çıkarılması için saf ses odyometri test bataryasına ek farklı test bataryalarından da yararlanılmalıdır. Gürültüde konuşmayı anlama problemi olan bireylere dikkat ve konuşmayı anlama becerilerinin geliştirilmesine yönelik re/habilitasyon uygulamaları, çalışma belleğine katkı sağlayan müzikal eğitimler veya FM sistem kullanımı önerilebilir.Öğe Kronik hastalığı olan çocuğa bakım veren ebeveynler ve bakıcıların sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi ölçeği türkçe versiyonunun psikometrik özellikleri(İzmir Bakırçay Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2024) Özer, Ülkü; Yaz, Şeyda BinayAmaç: Bu araştırma, "Ebeveyn/Bakım Vericilerinin Sağlıkla İlişkili Yaşam Kalitesi Ölçeği"nin Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılarak Türk diline uyarlamak amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, Aralık 2022- Aralık 2023 tarihleri arasında yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak 259 ebeveyn ile görüşülerek veriler toplanmış ve metadolojik bir araştırma olarak yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından hazırlanan ''Ebeveyn ve Çocuk Tanıtıcı Bilgi Formu'', ''Ebeveynler ve Bakıcıların Sağlıkla İlişkili Yaşam Kalitesi Ölçeği'', ve paralel test olarak ''Yaşam Kalitesi Ölçeği'' kullanılmıştır. Ölçeğin geçerliliği için içerik, yapı ve ölçüt geçerliliği analizleri yapılmıştır. Ölçeğin güvenilirliği için İç Tutarlılık ve Sınıf İçi Korelasyon Katsayısı değerleri hesaplanmıştır. Bulgular: Ölçeğin toplam kapsam geçerlilik indeksinin 0,95 olduğu belirlendi. Ölçeğin KMO değerinin 0,824 olduğu belirlenmiştir. Ölçekte bulundan 5 madde toplam madde korelasyonu değeri uygun olmadığı ve pozitif değerde olmadığı için ölçekten çıkarılmıştır. Geriye kalan 16 madde 3 alt boyutta toplanmıştır. Ölçeğin Cronbach Alfa değeri 0,811 ile güvenilir bulunmuştur. Doğrulayıcı ve açıklayıcı faktör analizleri sonucunda ölçek 16 maddeli ve çok faktörlü yapıda uygun olduğu bulunmuştur. Sonuç: Sonuçlara göre Ebeveyn/Bakım Vericilerinin Sağlıkla İlişkili Yaşam Kalitesi Ölçeği'nin Türkçe' de geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu belirlendi. vii Anahtar Sözcükler: Ebeveyn, çocuk, kronik hastalık, yaşam kalitesi, geçerlilik ve güvenilirlik.Öğe Avrupa İnsan Haklar Mahkemesi kararlarında sağlık hizmetinin kusurlu işletilmesi(İzmir Bakırçay Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2024) Karatepe, Hüseyin; Duygun, Ahmet MertSağlık kavramını açıklamaya yönelik çabaların bir sonucu olarak sağlık kavramı, çeşitli dönemlerde farklı kavramlar birlikte değerlendirilmiştir. Sağlığa bakış açısının değişmesi de ulusal ve uluslararası belgelerde tanımların değişmesine sebebiyet vermiştir. Sağlık kavramı, başlarda hastalıklı olmamak olarak değerlendirilirken, sonraki dönemlerde fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan iyi olma hali olarak değerlendirilmiştir. Bu çalışmada öncelikle konumuzun ana yapısı olan sağlık kavramından ne anlaşılması gerektiği üzerinde durulmuştur. Sağlık kavramının farklı dönemlerde ve farklı belgelerde nasıl açıklandığı belirtilmiştir. Kişiler hayatlarını sağlıklı bir şekilde devam ettirmeyi istemektedirler. Devlet de kişilere sağlıklı bir ortam sağlamakla yükümlüdür. İşte bu noktada kişilerin sağlıklı olmayı talep etmesi yani sağlık hakkı ortaya çıkmıştır. Sağlık hakkı, haklar arasında büyük öneme sahiptir. Sağlık hakkı, diğer hakları da ilgilendirmesi sebebiyle insan haklarının temelinde yer alır. Sağlık hizmeti de, devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında kişilerin sağlıklı olması için sunulan hizmettir. Sağlık hizmeti; sağlık hakkına saygı gösterilmesi, saygı hakkının korunması ve saygı hakkının gereklerinin yerine getirilmesini amaçlamaktadır. Sağlık hizmeti; beslenme, giyim, temiz çevre, barınma, özgürlük, özel hayat, gizlilik, tıbbi hizmet, tutuklu ve hükümlerin sağlığı, zorunlu tedavi, toplum sağlığı ve sosyal güvenlik gibi unsurları da içeren geniş bir kavramdır. Kavram açıklaması sonrasında araştırmalarımız sonucunda emsal teşkil eden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları üzerinde durulmuştur. Özellikle sağlık hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde ayrı bir hak olarak düzenlenmemesi sebebiyle, sağlık hizmetinin kusurlu işletilmesi sonucunda hangi haklar kapsamında ihlal kararı verildiği tespit edilmiştir. Çalışmamızın ana konusu olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından hangi durumlarda sağlık hizmetinin kusurlu işletildiğinin örnekleri ortaya konulmuştur. Kararlar incelenirken de sağlık hizmetinin geniş tanımı dikkate alınmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde yer alan yaşam hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı, özgürlük ve güvenlik hakkı, özel ve aile hayatına saygı hakkı ve ayrımcılık yasağı, sağlık hizmetinin kusurlu işletilmesi ile ilişkilendirilmiştirÖğe Yoğun bakım hastalarında kol, baldır ve ayak bileğinden indirekt kan basıncı ölçümünün direkt intraarteriyel kan basıncı ölçümü ile karşılaştırılması(İzmir Bakırçay Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2024) Gürsoy, Aysu Royem; İsmailoğlu, Elif GünayYoğun bakım hastalarında kan basıncı ölçümleri çoğunlukla direkt intraarteriyel kateter veya indirekt otomatik osilometrik cihazlar ile gerçekleştirilir. İndirekt ölçümlerde kol bölgesi uygun değilse manşet baldır veya ayak bileğine yerleştirilmektedir. Ancak bu bölgelerin güvenirliği tartışmalıdır. Bu nedenle bu çalışma, yoğun bakım hastalarında farklı bölgelerden ölçülen indirekt kan basıncı değerleri ve direkt intraarteriyel kan basıncı değerleri arasındaki ölçümleri karşılaştırmak ve ölçümler arasındaki uyumu belirlemek amacıyla yapılmıştır. Ayrıca hasta pozisyonunun indirekt ve direkt yöntemle kan basıncı ölçümü arasındaki uyum üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir. Araştırma, prospektif gözlemsel ve tanımlayıcı tipte tasarlanmıştır. Araştırmanın evrenini Şubat-Aralık 2023 tarihleri arasında İzmir Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon yoğun bakım ünitesinde yatan hastalar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise, 18-65 yaş arasında olan, radyal kateter arter basıncı takibi ile izlenen ve araştırmaya katılmayı kabul eden 58 hasta oluşturmuştur. Kan basıncının ölçüleceği bölgelerden herhangi birinde açık yara, ödem, yanık, ampütasyon vb. olan, kardiyovasküler hastalık ve diyabet tanısı olan, kan basıncı değeri 160/110 mmHg'nin üzerinde ve 90/60 mmHg'nın altında olan, gebe, obez olan hastalar araştırmadan dışlanmıştır. Verilerin toplanmasında "Hasta Tanıtım Formu" ve "Veri Kayıt Formu" kullanılmıştır. Hastaların sırt üstü ve yarı oturur pozisyonda kol, baldır ve ayak bileğinden ölçülen sistolik, diyastolik ve ortalama kan basıncı değerleri intraarterial kan basıncı değerleri ile karşılaştırılmıştır. Araştırmanın uygulanabilmesi için; klinik araştırmalar etik kurulundan, İl Sağlık Müdürlüğü'nden ve hasta/hasta yakınlarından yazılı izin alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Shapiro Wilk, ANOVA, Kruskal Wallis, Bağımsız Örneklem T ve Mann Whitney U testleri kullanılmıştır. Normal dağılıma uygun olan sürekli değişkenlerin aralarındaki ilişkinin ölçülmesi için Pearson korelasyonu, normal dağılım görülmediğinde ise Spearman korelasyonu yapılmıştır. İndirekt ve direkt kan basıncı ölçümlerinin uyumunu değerlendirmek için Tek Örneklem T analizi ve Bland-Altman grafikleri uygulanmıştır. Analizler IBM SPSS 25 programında gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda, hastaların yaş ortalaması 42,29±13,9 yıldır. Hastaların %55,2'si erkek ve %41,4'ünün en az bir kronik hastalığı bulunmaktadır. Sırt üstü ve yarı oturur pozisyonda farklı bölgelere göre sistolik, diastolik ve ortalama kan basıncı değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Tüm bölgelerden ölçülen indirekt kan basıncı değerleri intraarteriyel kan basıncı değerleri ile ilişkili bulunmuştur (p˂0.001). Sırt üstü ve yarı oturur pozisyonda kol ve baldırdan ölçülen kan basıncı değerleri ve intraarteriyel kan basıncı değerleri arasındaki fark birbiri ile uyumlu olarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, kol ve baldır bölgesinden elde edilen kan basıncı değerlerinin referans olan intraarteriyel kan basıncı değerine en yakın ölçüm olduğu görülmektedir. Kol bölgesinin kullanılamadığı durumlarda kan basıncı ölçümünde baldır bölgesinin kullanılması önerilebilir.Öğe Kronik inmeli bireylerde kinestetik ve görsel imgelemenin elin motor performansı ve gövde kontrolü ile ilişkisi(İzmir Bakırçay Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2024) Karakurum, Eshan; Özdemir, KadirhanAmaç: Literatür incelendiğinde, kronik inmeli bireylerde motor imgeleme yeteneği ile el motor performansı arasındaki ilişkiyi inceleyen sınırlı sayıda çalışma olduğu görülmektedir. Ek olarak, kronik inmeli bireylerde motor imgeleme yeteneği ile gövde kontrolü arasındaki ilişkiyi inceleyen herhangi bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Bu nedenle bu çalışmanın amacı, kronik inmeli bireylerde motor imgeleme yeteneği ile elin motor performansı ve gövde kontrolü arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç-Yöntem: Çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 32 kronik inmeli birey (18 yaş üstü inmeli bireyler, en az altı ay önce geçirilmiş iskemik veya hemorajik inme öyküsü, Standardize Mini Mental Test Puanı ≥ 24 puan, Brunnstrom El Motor İyileşme Evrelemesi ≥ 4, değerlendirme sorularını anlayacak kadar iletişim kurma becerisi) katılmıştır. Motor imgeleme yeteneği, Kinestetik ve Görsel İmgeleme Anketi (KGİA) ile değerlendirildi. Etkilenmiş taraf üst ekstremite el motor performansının değerlendirilmesi Dokuz Delikli Peg Testi (DDPT) ile yapıldı. Gövde kontrolünü belirlemek için Gövde Bozukluk Ölçeği (GBÖ) kullanıldı. Bulgular: Çalışmaya katılan inmeli bireylerin yaş ortalamaları 61,78 ± 10,77 yıl, vücut kütle indekslerinin 26,60 ± 3,85 kg/m² idi. KGİA toplam puanı ile DDPT arasında negatif yönde zayıf (düşük) derecede (r=-0,349, p=0,05) bir korelasyon gösterdiği görüldü. KGİA toplam puanı ile GBÖ'nün toplam puanı arasında pozitif yönlü orta derecede (r=0,520, p=0,002) bir korelasyon bulundu. Sonuç: Kronik inmeli bireylerde motor imgeleme yeteneği ile el motor performansı ve gövde kontrolü arasında ilişki vardır.Öğe Tip 2 diyabetli bireylerde sağlık okuryazarlığı ve koruyucu ayak bakım davranışları arasındaki ilişki(İzmir Bakırçay Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2024) Durmuş, Deniz Çağla; İsmailoğlu, Elif GünayKronik hastalıklar arasında oldukça yaygın olan Tip 2 Diyabet aralıksız tıbbi tedavi gerektiren zorunlu bir hastalıktır. Diyabetin en önemli komplikasyonlarından biri olan diyabetik ayak, yaygınlığı ve ölüm oranının yüksek olmasının yanı sıra yanı sıra ciddi tedavi masraflarına yol açabilen bir durumdur. Ancak diyabetik ayak durumu bireyin etkili ve sürekli koruyucu ayak bakım davranışları ile önlenebilir. Bu araştırmanın amacı Tip 2 diyabet tanısı olan bireylerin sağlık okuryazarlığı ve koruyucu ayak bakım davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi ve sağlık okuryazarlığı düzeyinin koruyucu ayak bakım davranışını ne düzeyde yordadığının ortaya çıkarılmasıdır. İlişkisel tarama modelinin kullanıldığı araştırmanın verileri Ekim 2022 - Mayıs 2023 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin dahiliye kliniğinde toplanmıştır. Araştırmanın örneklemini en az bir yıl önce Tip 2 Diyabet tanısı almış, 18 yaş ve üzeri, araştırmaya katılmayı kabul eden 100 birey oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak bireylerin sosyodemografik ve hastalık özelliklerini belirlemeye yönelik Birey Tanıtım Formu, Diyabetli Erişkin Hastalarda Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği ve Nottingham Fonksiyonel Ayak Bakım Tanılama Formu kullanılmıştır. Diyabetli Erişkin Hastalarda Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği "interaktif sağlık okuryazarlığı", "eleştirel sağlık okuryazarlığı" ve "fonksiyonel sağlık okuryazarlığı" olmak üzere üç alt boyuttan oluşmaktadır. Veriler SPSS 22.0 istatistik programı ile analiz edilmiştir. Tanımlayıcı bulgular ortalama, standart sapma, sayı-yüzdelik dağılımları kullanılarak verilmiştir. Verilerin incelenmesinde Çoklu Regresyon Analizi ve Pearson Korelasyon Analizi uygulanmıştır. Bireylerin sosyodemografik özelliklerine göre ölçek puanları arasındaki farklılığı belirlemek için Bağımsız Grup t Testi (Independent Samples t test) ve Tek Yönlü Varyans Analizi yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre hastaların yaş ortalaması 58,37±10,85 yıl olup, %50'sinin erkek, %82'sinin evli, %64'ünün lise ve daha alt düzeyde bir eğitime sahip olduğu, %66'sının farklı bir kronik hastalığa sahip olduğu, %68'sinde diyabete bağlı bir komplikasyon gelişmediği ve %67'sinin daha önce diyabet eğitimi aldığı belirlenmiştir. Diyabetli bireylerin Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği puan ortalamasının 40±7,33 ve Nottingham Fonksiyonel Ayak Bakım Tanılama Formu puan ortalamasının 56,35±7,27 olduğu belirlenmiştir. İki ölçeğin toplam puanları arasında pozitif orta düzeyde ve anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (r=0,361, p<0,001). Eleştirel sağlık okuryazarlığı puanı Nottingham Fonksiyonel Ayak Bakım Tanılama puanını anlamlı şekilde yordamıştır (p<0,001). Bireylerin yaş ortalamaları ile Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği toplam puanı arasında negatif yönde orta düzeyde ve anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (r=-0,470, p<0,001). Bireylerin cinsiyet, medeni durumu, öğrenim durumu, mesleği, yerleşim yeri, yalnız yaşama durumu, ekonomik durumu, kronik hastalık durumu, diyabet eğitimi alma durumuna göre sağlık okuryazarlığı ve koruyucu ayak bakım davranışları arasında anlamlı fark olduğu saptanmıştır (p<0,05). Araştırmanın sonucunda, diyabete yönelik sağlık okur yazarlığı düzeyi arttıkça bireylerin koruyucu ayak bakım davranışlarının daha yeterli olduğu ve eleştiril sağlık okuryazarlığının koruyucu ayak bakım davranışlarının anlamlı yordayıcısı olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, diyabetli bireylerin daha yeterli koruyucu ayak bakım davranışları sergileyebilmeleri için sağlık okuryazarlıklarının arttırılması gerekmektedir. Bu amaçla, diyabetli bireylerde özellikle birinci basamak sağlık hizmetleri kapsamında sağlık okuryazarlığının dolayısıyla ayak öz bakım davranışlarının arttırılmasına yönelik eğitim programları planlanmalıdır.Öğe Ameliyathanede prone pozisyonunda tıbbi cihaz ile ilişkili basınç yarası gelişiminin incelenmesi(İzmir Bakırçay Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2024) Çıldır, Aynur; Alcan, Aliye OkgünAmaç: Bu çalışma; ameliyathanede prone pozisyonunda tıbbi cihaz ile ilişkili basınç yarası (TCİBY) gelişiminin incelenmesi amacıyla yürütülmüştür. Yöntem: Çalışmanın verileri Kasım 2022-Kasım 2023 tarihleri arasında İzmir'de yer alan bir eğitim ve araştırma hastanesinin ameliyathanesinde toplanmıştır. Çalışmanın örneklemini çalışmanın yürütüldüğü hastanede planlı olarak prone pozisyonunda beyin ve sinir cerrahisi ameliyatı olan, çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden, 18 yaş ve üzeri 220 hasta oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Veri Toplama Formu" kullanılmıştır. Deri durumu değerlendirilmesinde tıbbi cihazların bulunduğu bölgelerde TCİBY olup olmadığına bakılmıştır. Çalışma TCİBY gelişimini belirlemek için ameliyat biter bitmez deri durumu değerlendirilmiştir. Araştırmada istatistiksel analizler için SPSS programı kullanılmıştır. Bulgular: Bu çalışmada hastaların %100'ünde (n=220) TCİBY geliştiği saptanmıştır. Çalışma kapsamına alınan 220 hastada toplam 1262 TCİBY geliştiği belirlenmiştir. Hastalarda meydana gelen TCİBY'lerin %99,9'unun (n=1261) evre 1 ve %0,1 (n=1) evre 2 olduğu tespit edilmiştir. Hastalarda gelişen 1262 TCİBY'nin %34'ü (n=429) göğüs yastığı-jel destek yüzeyi, %33,7'si (n=425) baş desteği, %17,4'ü (n=220) tansiyon manşonu, %5,9'u (n=75) göz flasteri, %5,2'si (n=66) ayak desteği, %2,2'si (n=28) entübasyon tüp boyun bağı, %1,5'i (n=19) ipek flaster nedeni ile gelişmiştir. Ameliyat süresinin (p:0,001), anestezi süresinin (p:0,0001) ve Braden Risk Değerlendirme Ölçeği (p:0,015) puan ortalamasının TCİBY sayısının gelişimini istatistiksel olarak anlamlı şekilde etkilediği belirlenmiştir. Sonuç: Bu çalışmada ameliyat sırasında prone pozisyonu verilen hastalarda TCİBY sıklığının yüksek olduğu belirlenmiştir. Anestezi ve ameliyat süresinin uzun olması, Braden Risk Değerlendirme Ölçeği puanının düşük olması TCİBY sayısının gelişimini arttırmaktadır kolaylaştırmaktadır. Ameliyat sırası hasta bakımı kapsamında TCİBY gelişme riski yüksek olan hastalarda risk değerlendirmesi ve koruyucu bakım önlemlerinin alınması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Prone pozisyonu; Ameliyathane; Tıbbi cihaz ile ilişkili basınç yarasıÖğe Akciğer kanserli hastalara bakım verenlere uygulanan hemşire liderliğinde destekleyici bakım programının bakım yükü ve aile dayanıklılık düzeyine etkisi: Randomize kontrollü bir çalışma(İzmir Bakırçay Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2024) Karaca, Mine; Bahçeli, Pınar ZorbaAraştırma, akciğer kanserli hastalara bakım verenlere uygulanan hemşire liderliğinde destekleyici bakım programının bakım yükü ve aile dayanıklılığı düzeyine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Araştırma değerlendirici kör, pragmatik paralel grup, randomize kontrollü bir çalışma olarak gerçekleştirildi. Araştırma, İzmir Ege Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Kemoterapi Ünitesi'nde Temmuz 2023-Şubat 2024 tarihleri arasında akciğer kanserli hastalara bakım veren ve dahil edilme kriterlerini karşılayan 46 primer aile üyesi ile yürütüldü. Müdahale (n=23) ve kontrol (n=23) gruplarına aile üyeleri rastgele atandı. Araştırmada tabakalı ve blok randomizasyon yöntemi kullanıldı. Müdahale grubundaki aile üyelerine sekiz hafta boyunca haftada bir kez klinikte yüz yüze görüşme yöntemi ile hemşire liderliğinde destekleyici bakım programı uygulandı. Kontrol grubundaki aile üyelerine ise rutin tedavi ve bakım dışında herhangi bir girişimde bulunulmadı. Araştırmanın verileri; Tanıtıcı Bilgi Formu, Kanser Hastalarına Bakım Verenlerin Destekleyici Bakım Gereksinimleri Ölçeği-TR, Zarit Bakım Yükü Ölçeği (ZBYÖ) ve Connor-Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği- Kısa Formu (CDPSÖ-KF) ile toplandı. Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Pearson ki-kare, Independent samples t-test, Repeated Measures ANOVA ve Mixed ANOVA testi uygulandı. Müdahale grubundaki aile üyelerinin başlangıca göre sekizinci ve 12. haftalarda ZBYÖ puan ortalamalarının kontrol grubundaki aile üyelerine kıyasla önemli düzeyde azaldığı ve ölçüm haftalarına göre gruplar arasındaki puan ortalamalarındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu (p<0,001). Müdahale grubundaki aile üyelerinin başlangıca göre sekizinci ve 12. haftalarda CDPSÖ-KF puan ortalamalarının kontrol grubundaki aile üyelerine kıyasla önemli düzeyde arttığı ve gruplar arasındaki puan ortalamalarındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (p<0,001). Araştırma sonuçlarına göre, hemşire liderliğinde destekleyici bakım programı akciğer kanserli hastalara bakım verenlerin bakım yükünü azaltmak ve aile dayanıklılığını arttırmak için kanıt temelli bir hemşirelik uygulaması olarak kullanılabilir. Bu randomize kontrollü araştırma ClinicalTrials.gov'a kayıtlıdır (Id No: NCT06204289). Anahtar sözcükler: Akciğer kanseri, Hemşire liderliğinde destekleyici bakım, Bakım yükü, Aile dayanıklılığıÖğe İleri evre akciğer kanseri hastalarında karşılanmamış bakım gereksinimlerinin yaşam kalitesine etkisi(İzmir Bakırçay Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2024) Temeltaş, Gizem; Çelik, AyşegülBu araştırma, ileri evre akciğer kanseri hastalarında karşılanmamış bakım gereksinimlerinin yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırma 15.11.2022-30.04.2023 tarihleri arasında İzmir İl Sağlık Müdürlüğü Sağlık Bilimleri Üniversitesi Dr. Suat Seren Göğüs Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne tedavi gören ve dahil edilme kriterlerini karşılayan 294 ileri evre akciğer kanseri hastaları ile yürütülmüştür. Araştırmanın verileri; Birey Tanıtıcı Bilgi Formu, Destekleyici Bakım Gereksinimleri Ölçeği (DBGÖ-KF) ve Avrupa Kanser Araştırma ve Tedavi Organizasyonu Yaşam Kalitesi Ölçeği (EORTC-QLQ-C30) kullanılarak toplanmıştır. Araştırmada veriler tanımlayıcı istatistiksel yöntemler; bağımsız örneklem t test, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Benferoni testi, Pearson kolerasyon analizi ve Regresyon analizi kullanılarak incelenmiştir. Araştırmada yer alan ileri evre akciğer kanseri hastalarının DBGÖ-KF puan ortalamaları 105,86±15,61; sağlık hizmeti ve bilgilendirme gereksinimi alt boyut puan ortalamaları 52,77±6,95; psikolojik gereksinim alt boyut puan ortalamaları 24,79±8,50; günlük yaşam gereksinimleri alt boyut puan ortalamaları 21,13±2,73; cinsellik gereksinimleri alt boyut puan ortalamaları 7,17±3,31 olarak tespit edilmiştir. Hastaların yaşam kalitesi ölçeği puan ortalamaları ise fonksiyonel boyut için 50,90±12,45, semptom boyutu için 40,21±13,13 ve genel sağlık boyutu için 60,35±13,68 olarak hesaplanmıştır. Hastaların yaşam kalitesi ölçeği alt boyutlarının yaş, yaşanılan yer, hastalık süresi, hastalık tipi, hastalık evresi ve kanser tedavisi alma durumlarını kapsayan sosyo-demografik ve klinik özelliklerine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir (p<0,05). Hastaların karşılanmamış bakım gereksinimleri ile yaşam kalitesi arasındaki ilişki incelendiğinde sağlık hizmeti ve bilgilendirme gereksinimleri alt boyutu ile fonksiyonel boyut arasında (r=0,205; p=0,000) ve cinsellik gereksinimleri alt boyutu ile fonksiyonel boyut arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü ve zayıf düzeyde bir ilişki (r=0,289; p=0,000) tespit edilmiştir. Bununla birlikte hastaların günlük yaşam gereksinimleri alt boyutu ile fonksiyonel boyut arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönlü ve zayıf düzeyde bir ilişki (r=-0,318; p=0,000), semptomlar boyutu arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönlü ve orta düzeyde bir ilişki (r=-0,475; p=0,000) ve genel sağlık boyutu arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü ve zayıf düzeyde bir ilişki (r=0,300; p=0,000) tespit edilmiştir. Çoklu regresyon analizi sonucunda günlük yaşam gereksinimlerinin yaşam kalitesini istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yordadığı (t=5,415, p=0,000) ve kurulan modelde günlük yaşam gereksinimleri yaşam kalitesi üzerindeki değişimin %9,6'sını açıkladığı tespit edilmiştir. Bu araştırmada ileri evre kanser hastalarında yaşam kalitesinin bazı tanımlayıcı ve klinik özelliklerden etkilendiği, hastaların karşılanmamış gereksinimlerinden sağlık hizmeti ve bilgilendirme gereksinimleri, cinsellik gereksinimleri ve günlük yaşam gereksinimleri ile yaşam kalitesi arasında ilişki olduğu belirlenmiştir. Hastaların günlük yaşam gereksinimlerinin yaşam kalitelerindeki değişimin %9,6'sını açıkladığı ve günlük yaşam gereksinimleri arttıkça yaşam kalitesinde artış olduğu sonucuna varılmıştır.Öğe Afet eğitiminde yapay zekâ kullanımı, metin sınıflandırma ve soru-cevap çözümleri (bibliyometrik analiz)(İzmir Bakırçay Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2024) Karacaoğlu, Demet; Özbaltan, Nihan2001-2024 yılları arasında Web of Science veri tabanındaki dergilerden elde edilen 210 makale üzerinden gerçekleştirilen 'Afet Eğitiminde Yapay Zekâ Kullanımına İlişkin Bibliyometrik Analiz' çalışması, afet eğitimi ve yapay zekâ entegrasyonu alanındaki bilimsel gelişmeleri değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışma, Web of Science'in güvenilir verilerini kullanarak yapılan bibliyometri, performans analizi ve bilim haritalama analiziyle yürütülmüştür. Elde edilen bulgular, afet okuryazarlığı eğitiminde yapay zekâ temelli metin sınıflandırma ve soru-cevap çözümleri üzerine odaklanan 210 makalenin detaylı bir incelemesini sunmaktadır. Çalışmanın yöntemi, Biblioshiny aracını kullanarak performans analizi ve bilim haritalama analizi gerçekleştirmeyi içermektedir. Çalışmanın sonuçları, öne çıkan dergileri, yazarları, temaları, yayın sayılarını, dergi performanslarını, ülkeleri ve kurumları kapsayarak alandaki bilimsel etkinliği derinlemesine analiz etmektedir. Bu çalışma, yapay zekâ temelli çözümlerin afet eğitimine etkisini değerlendirmeyi amaçlayarak alanda gelecekteki çalışmalara ışık tutacak önemli bulgular sunmaktadır. Amaç: Bu çalışma, 2001-2024 yılları arasında WoS veri tabanındaki dergilerden afet eğitiminde yapay zekâ entegrasyonu üzerine bibliyometrik bir analiz yapmayı amaçlamaktadır. Çalışma, son yirmi üç yılın yayınlarını kapsamakta ve makalelerin performans analizi ve bilim haritalama analizini gerçekleştirmektedir. Tasarım/metodoloji/yaklaşım: Çalışmada, WoS veri tabanından alınan 210 makalenin bibliyometri, performans analizi ve bilim haritalama analizi kullanılmıştır. Çalışmada makalelerin bilimsel üretkenliği, üretken yazarlar, atıf yapılan belgeler, en ilgili kurumlar, atıf yapılan ülkeler, anahtar kelimelerin birlikte kullanımı, tematik haritalama, ortak atıflar ve yazarların ve ülkelerin işbirliği incelenmiştir. Çalışma, performans analizi ve bilim haritalama analizini gerçekleştirmek için Biblioshiny'i bir araç olarak kullanmıştır. Bulgular: Çalışma, 2001-2024 yılları arasındaki afet eğitiminde yapay zekâ, metin sınıflandırma ve soru-cevap çözümleri entegrasyonu üzerine yapılan 210 bilimsel makalenin bibliyometrik analizini sunmaktadır. Bulgular, alandaki bilimsel etkinlikteki artışı gösterirken, 2023 ve 2024'teki yayın sayısındaki düşüş yeni araştırmalarda azalma olabileceğine işaret etmektedir. Öne çıkan dergiler arasında "REMOTE SENSING" "APPLIED SCIENCES-BASEL" ve "IEEE ACCESS" yer alırken, Çin, ABD ve İran'ın etkili katkı sağladığı görülmektedir. Anahtar kelimeler arasında "yapay zekâ," "derin öğrenme" ve "makine öğrenmesi" öne çıkarken, çalışmanın gelecekteki araştırmalara yönlendirme potansiyeli bulunmaktadır. Tartışma: Araştırmanın sonuçlarını ve önemli bulgularını değerlendirerek yapay zekânın afet eğitimine etkilerini ve önemini ele almaktadır. Araştırma sonuçları, yapay zekânın afet eğitimine entegrasyonunun artan bir ilgi olduğunu ve bu alandaki literatürde belirgin bir büyüme olduğunu göstermektedir. Yapılan bibliyometrik analizler, atıf sayılarındaki artışı ve uluslararası işbirliğinin önemini vurgulamaktadır. Dergi analizi ise belirli dergilerin alan üzerindeki etkisini göstermektedir. Özetle, yapay zekânın afet eğitimine entegrasyonunun önemli olduğu ve gelecekteki araştırmalara yol gösterecek bir alanda olduğumuz sonucuna varılmıştır. Öneriler: Yapay zekânın afet eğitimine entegrasyonunu değerlendiren araştırma, gelecekteki çalışmalara rehberlik etmek ve yapay zekâ tabanlı çözümleri daha etkili hale getirmek için çeşitli öneriler sunmaktadır. Bu öneriler, disiplinler arası işbirliğini teşvik etmeye, uluslararası katılımı artırmaya, genç araştırmacıları desteklemeye ve afet eğitiminde yapay zekânın potansiyelini daha iyi değerlendirmeye odaklanmaktadır. Özgünlük/değer: Bu araştırmanın özgünlüğü ve değeri, 2001'den 2024'e kadar yapay zekânın afet eğitimine entegrasyonu üzerine 210 bilimsel makalenin kapsamlı bibliyometrik analizinde yatmaktadır. Çalışma, bu alandaki artan bilimsel faaliyetler hakkında fikir vermekte, önde gelen dergileri ve yazarları tanımlamakta ve uluslararası işbirliğini vurgulamaktadır. Bulgular, afet eğitiminde yapay zekânın mevcut manzarasının anlaşılmasına katkıda bulunmakta ve bu alanların kesişimiyle ilgilenen araştırmacılar, eğitimciler ve politika yapıcılar için değerli bir kaynak sunmaktadır. Çalışma ayrıca, gelecekteki araştırma katkılarına duyulan ihtiyacı vurgulamakta ve yapay zekânın afet eğitimine entegrasyonunu ilerletmek için belirli önerileri ana hatlarıyla belirtmektedir.Öğe Sosyal teoride askeri sosyoloji perspektifleri üzerine bir inceleme(İzmir Bakırçay Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2024) Tutkun, Ayşe Gizem; Öztürk, EmreAskeri sosyoloji literatürü, sosyolojinin diğer alt çalışma alanları ile kıyaslandığında nispeten yeni bir mecradır. Askeri sosyoloji kuramları, genelde sosyal bilimlerde özelde sosyolojide bir araştırma nesnesi olarak incelenmeye geç bir dönemde başlanmıştır. Bu bağlamda askeri alan çoğunlukla tarih ve uluslararası ilişkiler, bununla beraber psikoloji çalışmalarına konu olmuştur. Ancak asker ve ordu kavramları sosyolojik olarak da incelenmeye açık kavramlardır. Bu bakımdan, tezin amacı, sosyolojinin askerlik mesleği ve ordu gibi kapsayıcı birimlerini ele alan güçlü teorik ve terminolojik niteliğini yansıtmak, askeri sosyolojiyi oluşturan, onun temel mahiyetini ve tematik yaklaşımlarını inşa eden kurucu tarihsel ve teorik temellere dair bir inceleme sunmaktadır. Bu amaç doğrultusunda sosyal teorinin ve özellikle de sosyolojik bakışın klasik kuramlarının yanı sıra çağdaş sosyoloji kuramlarının asker ve ordu kavramlarını kapsayan ve açıklayan yanları ortaya konulmuştur. Bu amaçla sosyologların bu alanda istihdam edilebilecek, bu alanın daha verimli işletilmesi ve anlaşılmasına katkıda bulunabilecek önemli paydaşlardan biri olduğunun gösterilmesi de hedeflenmiştir.Öğe Yargıtay kararları ışığında nöroşirürjide malpraktis(İzmir Bakırçay Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2024) Hızıroğlu, Sabahattin; Çınarlı, SerkanBu tez, malpraktis olgusunun (tıbbi uygulama hatasının) karmaşık doğasını ele almakta ve tıbbi uygulama hatasının yasal boyutlarını açıklığa kavuşturmaya çalışmaktadır. Çalışma, sağlık hizmetlerindeki hukuki sorumluluğu, sözleşmeye dayalı ve sözleşme dışı yükümlülükleri ve bunların tıbbi müdahaleler kapsamındaki sonuçları detaylandırarak malpraktis olgusunu ele almaktadır. Tıbbi anlamda doğru, eksiksiz ve zamanında müdahalelerin önemi çerçevesinde ele alınan Malpraktis vakalarında yetkili personelin gerekliliği, tıbbi gereklilik ve etik uygulamalarda bilgilendirilmiş onamın rolü vurgulamaktadır. Ayrıca tez, özellikle nöroşirürjinin uzmanlık alanındaki malpraktis ve komplikasyonlarını titizlikle incelemektedir ve malpraktis ile izin verilen komplikasyonlar arasındaki ince ayırımın altını çizmektedir. Bu çerçevede organizasyonel eksikliklerden prosedür hatalarına kadar uzanan yaşanmış değişik malpraktis vakalarını ele almakta, acil durumlarda hekimin sorumluluklarını detaylandırmakta, hasta takibindeki özeni ve kabul edilebilir riskler ile komplikasyonlar arasındaki ayrımı vurgulamaktadır. Bu yönüyle bu tez, sağlık hukukuna bağlı farklı aktörlerin yasal yükümlülükleri, etik zorunlulukları ve mesleki sorumluluklarına ilişkin detaylı bir inceleme yaparak malpraktis olgusunun hukuki yönüne katkıda bulunmaktadır.Öğe Akıllı kampüs kapsamında bir üniversite süreci için robotik süreç otomasyonu uygulaması ve süreç analitiği(İzmir Bakırçay Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2024) Akyol, Sakine; Er, OrhanKüçük birer şehir olan üniversiteler, hizmet kalitesini artırmak ve insan kaynaklarını daha verimli kullanmak için akıllı şehir kavramını benimseme konusunda büyük fırsatlara sahiptir. Ancak, bu hedefe ulaşmak için dijital dönüşüm şarttır. Teknolojinin hızla gelişmesi, dünya genelinde yaşam kalitesini artırma ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bu ihtiyaç, özellikle akıllı şehirlerde bulunan üniversite kampüslerinde "akıllı kampüs" dönüşümünün önünü açmıştır. Dolayısıyla, dijital dönüşüm, akıllı kampüslerin oluşturulmasında ilk adımdır. Dijitalleşme süreci, geleneksel üniversite kampüslerini akıllı kampüslere dönüştürmek için iş süreçlerinde ve eğitimde dijital teknolojilerin kullanımını teşvik etmiştir. Bir üniversitede akıllı kampüs oluşturulması, temel olarak idari ve akademik süreçlerin dijitalleştirilmesini içerir. Bu süreçte kullanılan dijital teknolojilerden biri Robotik Süreç Otomasyonu'dur (RPA). RPA, tekrar eden ve zaman alıcı süreçleri otomatik hale getirerek idari işleri kolaylaştırır. Bu çalışmada, İzmir Bakırçay Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü'nde yapılan bir süreç RPA ile birlikte otomatize edilecektir . Her bahar ve güz döneminde öğrencilere yapılan kayıt, ders seçimi ve form doldurma gibi süreçlerin hatırlatılması gerekmektedir. Ancak, mevcut yöntemler manuel veri girişi ve e-posta gönderimini gerektirdiğinden zaman alıcı ve düzensizdir. Bu çalışmada, sürecin dijitalleştirilmesi için bir robot oluşturulacak ve bu sürecin insanlar tarafından ve robot tarafından izlenen yolları belirlenecektir. Elde edilen verilerin analizi yapılarak sürecin sonuçları değerlendirilecek ve yorumlanacaktır.Öğe İlgili kuruluş yönetim biçimi çerçevesinde Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı örneği(İzmir Bakırçay Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2024) Menteş, Celil; Çınarlı, SerkanTürk idari teşkilatı temelde yerinden yönetim ve merkezden yönetim olmak üzere ikiye ayrılır. Yerinden yönetim ise fonksiyonel ve yer yönünden olmak üzere ikili bir tasnife tabi tutulur. Bununla beraber her iki grubun da kendilerine ait kamu tüzel kişilikleri mevcuttur. Oysa merkezden yönetim, devlet tüzel kişiliği içinde bulunur, başkent ve onun uzantısı olan taşra birimlerinden meydana gelir. Türk idari teşkilatı temelde böyle kesin hatlarıyla ayrılmış gibi görünse de özellikle 2000'li yıllarla birlikte yeni tip oluşumlar ile teşkilat yapısında alışılagelmişin dışında farklı yapılar teşekkül etmeye başlamıştır. İnceleme konusu da bu oluşumlardan biri olan Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı'dır. Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı yukarıda ifade edilen teşkilat sınıflandırmalarının hiçbirinin içine tam olarak girmemektedir. Mezkûr Başkanlık ne yerel ne hizmet yerinden yönetim ne de merkezin taşra biriminin teşekküllerine benzememektedir. Söz konusu teşkilatın illiyet bağı içerisinde bulunduğu teşekküller ve organlar ile bu yapının görev, yetki ve sorumlulukları konu alınarak kamu yönetiminde istisnai bir nitelik taşıyan Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı etraflıca incelenecektir.Öğe Sözleşmeye aykırılıktan doğan tıbbî malpraktis halinde milletlerarası özel hukuk bakımından uygulanacak hukuk(İzmir Bakırçay Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2024) Dadya Eralp, Azra; Ünsal, HandeÜlkemizde ve dünyada son senelerde tıbbî malpraktis gündemi yoğun olarak işgal eden bir olgu haline gelmiştir. Ülkeler arası ulaşımın, bilginin ve iletişimin insanlar için daha kolay hale gelmesiyle yabancılık unsuru barındıran malpraktis vakıalarında da artış yaşanmıştır. Tıbbî malpraktisin genel olarak taraflar arasında bulunan sözleşmesel bir ilişkiden doğduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle hatalı bir tıbbî uygulamanın sözleşmeye aykırılık teşkil ettiği söylenebilir. Günümüz koşullarında sağlık hizmeti çerçevesinde farklı ülkelerde bulunan tarafların kolaylıkla irtibata geçebiliyor olması yabancılık unsuru taşıyan pek çok sözleşmenin aynı anda vücut bulmasına vesile olmaktadır. Bu bağlamda hatalı tıbbî uygulamanın yabancılık unsuru ihtiva eden sözleşmelerden kaynaklanması halinde uygulanacak hukuk bakımından farklılık doğmakta, uygulanacak bu hukuk ise milletlerarası özel hukuk kuralları çerçevesinde tespit edilmektedir. Her ülkenin tıbbî malpraktis vakıalarına hukukî yaklaşımı farklılık gösterdiğinden uyuşmazlığın çözümüne uygulanacak kanunlar ihtilafı kurallarının tespitinde vasıflandırma önem arz etmektedir. Tıbbî malpraktis sözleşmeye aykırılık hükümleri çerçevesinde ele alındığı takdirde Türk hukukunun uygulanacağı hallerde vasıflandırma 5178 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun uyarınca yapılmaktadır. Bu nedenle çalışmamız kapsamında tıbbî malpraktisin sözleşmeye aykırılıktan kaynaklandığı hallerde uygulanacak hukukun tespiti MÖHUK'un 24. maddesinde yer verilen sözleşmeden doğan borç ilişkilerine uygulanacak hukuk ve 26. maddesinde yer verilen tüketici sözleşmelerine uygulanacak hukuk çerçevesinde ele alınmıştır.Öğe 30-65 yaş arasındaki kadınlarda rahim ağzı kanseri okuryazarlığı ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi(İzmir Bakırçay Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2024) Yılmaz, Tuba; Çetin, Serpil AbalıBu çalıĢma 30-65 yaĢ arasındaki kadınlarda rahim ağzı kanseri okuryazarlığı ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapılmıĢtır. ÇalıĢmanın örneklemini Ġzmir ili Aliağa ilçesi Aliağa Devlet Hastanesi polikliniklerine ayaktan baĢvuran 30-65 yaĢ kadınlar arasından araĢtırmaya katılmayı kabul eden 300 kadın ile gerçekleĢtirilmiĢtir. AraĢtırma verilerinin toplanmasında Tanılama Formu ve Rahim Ağzı Kanseri Okuryazarlığı Değerlendirme Anketi kullanılmıĢtır. Veriler araĢtırmacı tarafından yüz yüze görüĢme yöntemi ile toplanmıĢtır. AraĢtırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Program for Social Sciences) 25.0 istatistik programında değerlendirilmiĢtir. Yapılan analizler sonucunda kadınların yaĢ ortalaması 45,11±9,75‟dir. %80‟i evli olan kadınların, eğitim durumlarının genellikle lise (%31,3) ve üniversite (%35,7) olduğu saptanmıĢtır.Rahim Ağzı Kanseri Okuryazarlığı Değerlendirme Anketi puan ortalamasının 24,06±4,93 olduğu belirlenmiĢtir. Rahim Ağzı Kanseri Okuryazarlığı Bilgi Skoru üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla gerçekleĢtirilen çoklu doğrusal regresyon analizinde ilk cinsel iliĢki yaĢı (β=0,082, p<0,05) ve eğitim durumu (β=0,379, p<0,05) değiĢkeninin bilgi skoru üzerinde pozitif; medeni durum (β=-1,626; p<0,001), sağlık bilgisini nereden almak istediği (β=-0,662; p<0,05), pap smear testi yaptırma durumu (β=-0,683; p<0,05) ve HPV aĢısı yaptırma durumu (β=-1,379; p<0,05) değiĢkenlerinin negatif ve anlamlı bir etkiye sahip olduğu saptanmıĢtır. ÇalıĢmada, 30-65 yaĢa arsındaki kadınların rahim ağzı kanseri okuryazarlık düzeyinin düĢük olduğu; rahim ağzı kanseri okuryazarlığını etkileyen faktörlerin ilk cinsel iliĢki yaĢı, eğitim durumu, medeni durum, sağlık billgisini nereden almak istediği ile pap smear ve HPV aĢısı yaptırma durumu olduğu sonucuna varıldı. Anahtar Sözcükler: Rahim ağzı kanseri, okuryazarlık; etkileyen faktörlerÖğe Multipl Skleroz'lu bireylerde yorgunluk, kognisyon ve anksiyete seviyelerinin motor imgeleme üzerine etkisi: Kontrollü çalışma(İzmir Bakırçay Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2024) Dönmez, Batuhan; Özdemir, KadirhanMerkezi sinir sisteminin kronik inflamatuar bir hastalığı olan Multipl Skleroz (MS), genellikle 2. ve 4. dekat arasındaki bireyleri etkiler. Çalışmamızın amacı, MS tanılı bireylerdeki yorgunluk, kognisyon ve anksiyete düzeylerinin motor imgeleme yeteneği ile ilişkisini araştırmaktır. İkincil amacımız ise, MS tanılı bireyler ile sağlıklı bireyler arasındaki yorgunluk, kognisyon, anksiyete düzeyleri ve motor imgeleme yeteneğini karşılaştırmaktır. Çalışmaya EDSS skoru 1,5-5,5 arasında olan 36 MS tanılı birey ile 36 sağlıklı birey dahil edildi. Katılımcıların sosyodemografik ve klinik bilgileri oluşturulan değerlendirme formuna kaydedildi. Yorgunluğu değerlendirmek için Modifiye Yorgunluk Etki Ölçeği (MYEÖ), kognitif düzeyi değerlendirmek için İşitsel Modalitede Adımlandırılmış Dizisel Toplama Testi (PASAT), depresyon ve anksiyeteyi değerlendirmek için Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADÖ) ve motor imgeleme seviyesini değerlendirmek için de Hareket İmgeleme Anketi-3 (HİA-3), Kinestetik ve Görsel İmgeleme Anketi (KGİA) kullanıldı. Ayrıca, mental Kronometre yöntemi ile belirlenen TUGΔ değeri hesaplandı. MS tanılı bireylerin toplam MYEÖ skoru Toplam KGİA ve HİA-İçsel görsel imgeleme, HİA-Dışsal görsel imgeleme ve HİA-Kinestetik imgeleme skorları arasında negatif yönde orta derecede ilişki (sırasıyla r=-0,653 p<0,001, r=-0,441 p=0,007, r=-0,556 p<0,001, r=-0,416 p=0,012) bulundu. MS tanılı bireylerin PASAT skoru ile KGİA, HİA-İçsel görsel imgeleme, HİA-Dışsal görsel imgeleme ve HİA-Kinestetik imgeleme skorları arasında ve TUGΔ skorları arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı (p>0,005). MS tanılı bireylerin HADÖ-Anksiyete skoru ile Toplam KGİA, HİA-Dışsal görsel imgeleme ve HİA-Kinestetik imgeleme skorları arasında negatif yönde düşük (zayıf) derecede ilişki (sırasıyla r=-0,342 p=0,041, r=-0,338 p=0,044, r=-0,380 p=0,022) bulundu. MS tanılı bireyler ile sağlıklı bireylerin ortalama yorgunluk değerleri (sırasıyla MYEÖ=37,56±21,82, MYEÖ=20,14±11,71) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p<0,001). MS tanılı bireyler ile sağlıklı bireylerin ortalama kognisyon değerleri (sırasıyla PASAT=41,36±11,58, PASAT=43,94±7,32) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p=0,263). MS tanılı bireyler ile sağlıklı bireylerin ortalama anksiyete değerleri (sırasıyla HADÖ-Anksiyete=6,47±4,69, HADÖ-Anksiyete=5,53±3,2) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p=0,323). MS tanılı bireyler ile sağlıklı bireylerin ortalama mental kronometre değerleri (sırasıyla TUGΔ=47,56±33,6, TUGΔ=41,42±23,58) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p=0,365). MS tanılı bireyler ile sağlıklı bireylerin ortalama KGİA değerleri (sırasıyla KGİA=133,53±19,13, KGİA=143,44±12,44) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p=0,012). MS tanılı bireylerin ortalama HİA değerleri (HİA-İçsel Görsel İmgeleme skoru 5,34±0,76, HİA-Dışsal Görsel İmgeleme skoru 5,43±0,72 ve HİA-Kinestetik İmgeleme skoru 4,85±0,72 ve sağlıklı bireylerin ortalama HİA değerleri (HİA-İçsel Görsel İmgeleme skoru ise 5,97±0,61, HİA-Dışsal Görsel İmgeleme skoru ise 6±0,58 ve HİA-Kinestetik İmgeleme 5,72±0,76) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu gözlendi (p<0,001). MS tanılı bireylerde yorgunluk ve anksiyete ile motor imgeleme yeteneği arasında negatif ilişki vardır. Ayrıca MS tanılı bireylerde sağlıklı bireylere göre görsel (görüntünün netliği) ve kinestetik (görüntünün yoğunluğu) imgelemenin etkilenmiştir ve MS tanılı bireylerde yorgunluğun farklı alt kategorilerde dahi sağlıklı kişilerden anlamlı olarak daha yüksektir. MS'li bireylerin en çok yakındığı şikayetlerin başında gelen yorgunluğun yapılacak düzenli değerlendirme ve rehabilitasyon programları ile MS tanılı bireylerin motor imgeleme yeteneğini nasıl etkileyeceğinin araştırılmasını önermekteyiz.Öğe Travma ve travma sonrası stres bozukluğundaki duyguya dayalı bellek daralması(İzmir Bakırçay Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2024) Çalışkan, Şaziye; Özkılıç, Yıldız; İnanç, LemanMevcut tez çalışmasının amacı travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) tanısına sahip bireyler, travmatik yaşam olayı yaşamış bireyler ve travmatik yaşam olayı yaşamamış kontrol grubu bireyler arasında merkezi ve çevrede sunulan ayrık duygu kategorilerine (mutluluk, korku, öfke, tiksinti, üzüntü) ait ve nötr kelimelerin hatırlanmasını tanıma belleği testi ile karşılaştırmaktır. Bu karşılaştırmada amaç merkezi detayları hatırlamanın artışına karşın çevresel detayların daha az hatırlanması ile karakterize olan bellek daralması fenomenini incelemektir. Ayrıca travma sonrası stres bozukluğu tanısı alan bireylerin ayrık duygu kategorilerindeki kelimelere ilişkin tanıma belleği puanları travma grubu ve kontrol grubu ile karşılaştırılarak travma sonrası stres bozukluğunun duygusal bellekteki etkisi incelenmek istenmiştir. Bu amaç doğrultusunda lisans öğrencileri arasında Yaşam Olayları Kontrol Listesi (YOKL) kullanılarak tarama yapılmış ve tarama sonucunda herhangi bir travmatik yaşam olayı yaşamadığını belirten 23 birey sağlıklı kontrol grubuna; uzman psikiyatrist bir klinisyen ile TSSB-Ö (CAPS-5) kullanılarak yapılan klinik görüşmeler sonrasında tanı alan 24 katılımcı TSSB grubuna ve tanı almayan 24 katılımcı travmatik yaşam olayı yaşamış tanısız grup olan travma grubuna atanmıştır. Sonrasında üç gruba da duygu içerikli ve nötr kelimeler bellek deneyinin kodlama aşamasında merkezde ve çevrede sunulmuş, 24 saat sonra sürpriz bellek testi ile tanıma bellekleri değerlendirilmiştir. Katılımcıların merkezde ve çevrede sunulan kelimelere ilişkin isabet oranları, yanlış alarm oranları ve bellek duyarlılığı puanları Tekrarlı Ölçümlerle Varyans Analizi (Repeated Measures ANOVA) ile karşılaştırılmıştır. İsabet oranları ile yapılan analizler sonucunda duygu temel etkisi anlamlı bulunmuştur. Tepki yanlılığından bağımsız daha hassas bir bellek ölçümü olan duyarlılık değerleri ile yapılan analizlere bakıldığında travma grubunun korku kelimelerini TSSB grubundan daha iyi tanıdığı gözlenmiştir. Yanlış alarm oranları ile yapılan analizler sonucunda ise TSSB grubunun korku ve öfke kelimelerine travma grubuna kıyasla anlamlı olarak daha fazla yanlış alarm tepkisi verdiği görülmüştür. Çalışmanın sonucunda TSSB, travma ve kontrol grubunun ayrık duygu kelimelerine ve nötr kelimelere ilişkin sergiledikleri farklı örüntüler gözlemlenmiş ve gösterilen farklı örüntülerin ifade ettiği anlamlar ve klinik doğurguları raporlanmıştır.