“Hükme Bağlı Tutma” Kavramının Türk Hukuku Bakımından Eleştirisi ve Bu Kavramın Benimsendiği Türk Anayasa Mahkemesi Kararlarının Bağlayıcılığının Tahlili
Küçük Resim Yok
Tarih
2024
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
info:eu-repo/semantics/openAccess
Özet
Soruşturma evresinde tutuklu bulunan kimse “tutuklu şüpheli”, kovuşturma evresinde tutuklu bulunan kimse “tutuklu sanık”tır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 102’nci maddesinde gösterilen azami tutukluluk sürelerinin dolmasıyla, tutuklama kararı kendiliğinden hükümsüz kalacaktır. 5275 sayılı Kanun’un pek çok maddesinde ayrı ayrı “tutuklu” ve “hükümlü”den söz edilmekteyse de, “tutuklu hükümlü” veya “hükümlü tutuklu” gibi hibrit bir kavram yer almamaktadır. Dolayısıyla, hakkında kesinleşmemiş hüküm bulunan tutuklunun “sanık” statüsü devam etmekte olup hükmün kesinleşmesine yahut bozulmasına dek tutuklu geçirdiği süre de CMK m. 102’deki süreye dâhildir. Ne var ki, Yargıtay Ceza Genel Kurulu (CGK) 2011/42 sayılı kararıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) 1968 tarihli Wemhoff/Almanya kararındaki “isnada bağlı tutukluluk-mahkûmiyet sonrası tutma” ayrımını benimseyerek mahkûmiyet hükmünün tesisinden kesinleşmesine yahut bozulmasına kadarki zaman diliminin CMK m. 102’deki azami süre hesabında dikkate alınamayacağını içtihat etmiş; ardından Anayasa Mahkemesi de, “azami süreyi aşan tutukluluk sebebiyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlâl edildiği” iddiasına dayanan bireysel başvurular sonucunda verdiği bir dizi kararın “gerekçesinde” bu ayrımı destekleyerek söz konusu içtihadı yerleşik hâle getirmiştir. Makalede bu yerleşik içtihat eleştirilmekte ve ilgili Anayasa Mahkemesi kararlarının diğer yargı yerlerinin hükmün kesinleşmesine yahut bozulmasına dek geçen süreyi “CMK’ye uygun şekilde” azami süre hesabına dâhil etmesine engel teşkil etmediği savunulmaktadır.
Açıklama
Anahtar Kelimeler
Bağlayıcılık, Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği, Suç İsnadına Bağlı Tutma, Hükme Bağlı Tutma, Azami Tutukluluk Süresi